GİRİŞ
Küresel enerji krizinin tetiklediği maliyet artışları ve karbon nötr hedefleri, Türkiye’de özellikle "Lisanssız Elektrik Üretimi" kapsamında ciddi bir yatırım dalgası yaratmıştır. Sanayicinin kendi elektriğini üretme motivasyonu, "Çatı Tipi GES" ve arazilerde kurulan “GES tarlalarının” uygulamalarını devasa bir pazar hâline getirmiştir. Ancak bu hızlı büyüme, mühendislik etiğinden uzak, sadece montajı bitirme odaklı ve teknik standartları karşılamayan projelerin de sayısını artırmıştır.
GES projeleri, doğası gereği yüksek teknik uzmanlık ve uzun vadeli verimlilik beklentisi üzerine kuruludur. Bu nedenle, sistemin sadece kurulmuş olması yeterli değildir; sistemin güvenli, sürdürülebilir ve ekonomik projeksiyonlara uygun enerji üretmesi gerekir. Uygulamada yaşanan uyuşmazlıkların temelinde, yüklenicinin "çalışır bir sistem teslim ettim" savunmasına karşılık, iş sahibinin "sistem beklediğim enerjiyi/parayı kazandırmıyor" itirazı yatmaktadır.
I. SÖZLEŞMESEL ÇERÇEVE: SADECE BİR SATIŞ MI, BİR ESER Mİ?
Anahtar teslim GES kurulumları, hukuki niteliği itibariyle TBK m. 470 uyarınca bir eser sözleşmesidir. Yüklenici burada sadece panel veya inverter satan bir tedarikçi değil, bir "sistem mimarı" konumundadır. projenin tasarlanması, ihtiyaç duyulan malzemelerin satın alınması ve kurulumu plan ve proje doğrultusunda yapılıp teslim edilmesi aslında tipik bir müteahhitlik işidir. Dolayısıyla yapılan sözleşmenin eser sözleşmeleri niteliğine haiz olduğunu belirtmemiz gerekir. Sonuç taahüdü olarak; yüklenici, iş sahibine belirli bir fiziksel yapıyı değil, "elektrik üreten bir mekanizmayı" vaat eder. EPC (Engineering, Procurement, Construction) mühendislik, tedarik ve inşaat süreçlerini tek bir elde topladığı için, yüklenicinin sorumluluğu projenin her aşamasını (statik hesaplardan şebeke bağlantısına kadar) kapsar.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, yüklenicinin sadakat ve özen borcudur. Yüklenici, iş sahibinin menfaatlerini korumak, onu en uygun ekipman ve tasarım konusunda yönlendirmekle yükümlüdür.
II. GES’TE AYIP KAVRAMI VE TEKNİK AYRIMLAR
GES uyuşmazlıklarında "ayıp", eserin sözleşmede kararlaştırılan veya dürüstlük kuralı gereği sahip olması gereken lüzumlu vasıfları taşımamasıdır.
A. Maddi ve Teknik Ayıplar (Açık/Gizli)
B. Fonksiyonel Ayıp: Eksik Üretim
Eksik üretim, sistemin fiziksel olarak var olmasına rağmen ekonomik amacına hizmet etmemesidir. Eğer sistem, bölgenin ışınım verilerine göre üretmesi gereken elektriğin (makul toleranslar dışında) altında kalıyorsa, burada bir fonksiyonel ayıp söz konusudur. Bu açıdan yapılan sözleşmede taahhüt edilen üretim kapasitesinin sözleşmede net bir şekilde yazılması ve bu kapasiteye ulaşamayan tesisin kusurlu sayılacağı bir hüküm altına alınması büyük önem taşımaktadır.
III. PERFORMANS GARANTİSİ (PR) VE EKSİK ÜRETİM TARTIŞMASI
Uygulamada yükleniciler genellikle güneşlenme süresini garanti edemeyeceklerini savunarak sorumluluktan kaçınırlar. Ancak hukuk tekniği açısından ayrım yapmak gerekirse, yüklenici bulutlu havadan sorumlu tutulamaz. Sistem verimliliği konusuna gelirsek (Performance Ratio - PR): Yüklenici, güneşten gelen enerjinin ne kadarının elektriğe dönüştürüleceğinden (sistem veriminden) sorumludur.
Eğer sözleşmede %80 PR garantisi verilmişse ve sistem teknik kayıplar nedeniyle %70 ile çalışıyorsa, yüklenici "hava kapalıydı" savunması yapamaz. Bu durum, doğrudan ayıplı ifa ve tazminat sorumluluğu doğuracaktır.
IV. GÜVENLİK RİSKLERİ VE STATİK SORUMLULUK
GES yatırımlarında en büyük risklerden biri de çatı statiğidir. Yüklenici, montaj yapacağı çatının yük taşıma kapasitesini kontrol etmek veya bu konuda iş sahibini uyarmak zorundadır. Örneğin; yanlış seçilen konektörler (MC4 uyumsuzluğu) ve yetersiz ark koruması, tüm tesisin yanmasına yol açabilir. Bu durumda sadece ayıplı ifa değil, işletme zararını da kapsayan geniş bir tazminat sorumluluğu gündeme gelir (TBK m. 112 ve devamı).
V. İSPAT HUKUKU VE TEKNİK DELİLLERİN TESPİTİ
GES uyuşmazlıkları "kağıt üzerinde" çözülemez. Mutlaka sahada teknik inceleme yapılmalıdır. Mahkeme süreci için delil mahiyetinde olan şu hususların ortaya konulması ispat hukuku açısından önem teşkil etmektedir.
VI. İŞ SAHİBİNİN HAKLARI
Ayıp tespit edildiğinde iş sahibinin dört temel hakkı (TBK m. 475) mevcuttur kısaca sadece tanımlarsak: Sözleşmeden Dönme: Eser kabul edilemeyecek derecede kusurluysa (Örn: Çatının çökme riski varsa). Bedelden İndirim: Eksik üretim oranında kurulum bedelinin iadesi. Ücretsiz Onarım: Hatalı inverterin veya panellerin değişimi. Tazminat: Üretim kaybından doğan maddi zararın (yoksun kalınan karın) tahsili gibi durumlar olarak özetleyebiliriz.
VII. YARGI KARARLARI IŞIĞINDA GES KURULUMLARINDA EKSİK VE AYIPLI İFALARIN TESPİTİ
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 15. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/493
Karar Numarası: 2023/397
Karar Tarihi: 04.04.2023
“Bilirkişi kurulu raporunda, davalı tarafça yapılan işlemlerin, sözleşmenin içerik ve amacıya uygun ve süresinde yapılıp yapılmadığının öncelikle inşaat ve elektrik mühendisi bilirkişilerce yerinde yapılacak keşif incelemesi ile belirlenmesi gerektiği bildirilmiştir. Şu halde, mahkemece, yüklenici tarafından teslim edilen ve edilmeyen malzemelerin tespiti ile proforma faturada yer alan 7 nolu malzemede belirtilen ayıbın ne olduğu davacı tarafa açıklattırıldıktan sonra, konusunda uzman teknik bilirkişilerin de ilavesi ile oluşturulacak bilirkişi kurulu ile mahallinde keşif yapılmak suretiyle; taraflar arasında imzalanan sözleşme kapsamındaki edimlerin yüklenici tarafından yerine getirilip getirilmediği, eksik ve ayıplı imalat bulunup bulunmadığı, varsa ayıbın niteliği de belirlenerek, süresinde ayıp ihbarının yapılıp yapılmadığının tespiti ile sözleşmenin götürü bedelli olduğu gözetilerek, eksik ve ayıplı imalatlar düşüldükten sonra yüklenici tarafından eksiksiz ve ayıpsız olarak yapılmış olan kısmın sözleşmede kararlaştırılan toplam işe oranı belirlenip, bu oranın sözleşmedeki toplam götürü bedele oranlanarak yüklenicinin hakettiği iş bedelinin orantı yöntemine göre hesaplanması ve yapılan ödemeler de gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu hususlar üzerinde durulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.”
Mahkeme kararını incelediğimizde “ayıplı ifa” ve “götürü bedel üzerinden orantı yöntemi” ifadelerini daha detaylı bir şekilde incelersek:
1. Ayıplı İfa İddialarının Kapsamı
Davacı (iş sahibi), davalının (yüklenici) edimlerini sözleşmeye ve fen kurallarına uygun yerine getirmediğini belirterek beton zemin hataları, koordinat hataları ile malzeme ve montaj kusurlarından bahsetmiştir.
Prefabrik yapıların konulacağı alanın hatalı ölçülerde kazıldığı, beton zeminin çok ince olduğu ve kurulacak yapıyı taşıyamayacak nitelikte olduğu iddia edilmiştir. (Beton Zemin Hataları)
İnverter ve köşk binalarının yanlış koordinatlarla yerleştirildiği, bu yapıların yoldan geçtiği tespit edilmiştir. (Koordinat Hataları)
Elektrik panosunun projeye aykırı ve 16 adet eksiği olacak şekilde teslim edildiği, ayrıca sahada bulunan XLP kablolarının koparılarak üzerinin toprakla örtüldüğü (gizlendiği) belirtilmiştir. (Malzeme ve Montaj Kusurları)
2. "Açık Ayıp" ve "Gizli Ayıp" Tartışması
Davanın temel uyuşmazlık noktalarından biri, bu ayıpların niteliği ve ihbar süreleridir:
Davalı Savunması: Davalı, malların hasarsız teslim edildiğine dair tutanak imzalandığını ve Türk Ticaret Kanunu (TTK) 23/1-c maddesi uyarınca 8 günlük yasal ayıp ihbar süresinin geçirildiğini savunmuştur.
Davacı İddiası: Davacı ise teslim edilen malların montaj ve kurulum sırasında ortaya çıkan, ilk bakışta anlaşılması mümkün olmayan gizli ayıplar içerdiğini, bu nedenle teknik inceleme yapılması gerektiğini ileri sürmüştür.
3. Bölge Adliye Mahkemesi'nin Ayıplı İfaya Yaklaşımı
Yerel mahkemenin "süresinde ayıp ihbarı yapılmadığı" gerekçesiyle davanın reddine dair kararını Bölge Adliye Mahkemesi hatalı bulmuştur. Üst mahkemenin ayıplı ifa konusundaki talimatları ise, ayıpların "gizli" mi yoksa "açık" mı olduğunun, ancak inşaat ve elektrik mühendislerinden oluşan uzman bir heyetin yerinde yapacağı keşif ile belirlenebileceği hükme bağlanması, orantı yöntemi olarak da; eğer ayıplı veya eksik imalat varsa, "götürü bedel" üzerinden bir hesaplama yapılmalıdır. Yüklenicinin hak ettiği bedel; eksik ve ayıplı imalatlar düşüldükten sonra, ayıpsız yapılan kısmın toplam işe oranlanmasıyla belirlenmelidir denilerek; davacıya proforma faturadaki özellikle "7 nolu malzeme"deki ayıbın ne olduğunun açıklattırılması gerektiğini belirtmiştir.
Özetle mahkeme, ayıplı ifa iddialarının sadece dosya üzerinden değil, mahallinde yapılacak teknik inceleme ile netleştirilmesi ve süresinde ihbar yapılıp yapılmadığının bu teknik veriler ışığında değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir.
4.Götürü Bedel Üzerinden Orantı Yöntemi
Yüklenicinin (davalının) yaptığı işin gerçek değerini, sözleşmede kararlaştırılan toplam bedel ile ilişkilendirerek hesaplayan bir yöntemdir. Bu hesaplama şu adımları içermektedir: Öncelikle, teknik bilirkişiler aracılığıyla yüklenicinin sözleşme kapsamında yaptığı imalatlardan hangilerinin eksiksiz ve ayıpsız olduğunun belirlenmesi gerekecektir. Tamamlanan ve sorunsuz olan bu kısmın, sözleşmede kararlaştırılan toplam işe olan oranı (yüzdesel olarak) tespit edilir. Örneğin, işin %60'ının ayıpsız tamamlandığı belirlenirse bu oran baz alınır. Tespit edilen bu oran, sözleşmede belirlenen toplam götürü bedele (bu davada KDV hariç 332.353,30 USD) uygulanır. Böylece yüklenicinin hak ettiği toplam iş bedeli, piyasa rayiçlerinden bağımsız olarak doğrudan sözleşme fiyatı üzerinden hesaplanmış olur. Son aşamada, bulunan bu hak ediş tutarından davacının şimdiye kadar yaptığı ödemeler (dosyada kabul edilen 200.000,00 USD) düşülerek tarafların birbirine borçlu olup olmadığı netleştirilir.
Mahkeme, bu yöntemin uygulanabilmesi için sadece mali müşavir raporunun yeterli olmadığını, mutlaka inşaat ve elektrik mühendislerinden oluşan uzman bir bilirkişi heyetiyle mahallinde keşif yapılarak imalatların fiziki durumunun saptanması gerektiğini özellikle vurgulamıştır.
SONUÇ:
Ayrıntılı bir şekilde değerlendirdiğimiz bu karar ışığında, ayıbın tespitinin, gizli ve açık ayıpların ihbar süreleri açısından hayati önem taşıdıklarını ve bence özellikle güneş enerjisi santralleri projelerinde götürü bedel üzerinden orantı yönteminin yerel mahkemeler tarafından son derece ayrıntılı bir şekilde tespit edilmesi aksi takdirde bozma sebebi olabileceği görülmektedir.
Güneş Enerjisi santralleri özellikle 2018 yılından itibaren çok büyük bir hızla ülkemizde yayılan enerji kaynaklarından birisi olmuştur. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) verilerine göre 2025 Ekim ayında Türkiye’nin kurulu gücü 121.084 MW‘a ulaşırken, toplam santral sayısı da 38.231 adet oldu. Yine son 10 yıl içerisinde güneş enerjisi teknolojisi, baş döndürücü bir hızla değişim geçirirken, aynı süratle ülkemizdeki enerji mevzuatı da değişmektedir. Yargı kararları ekseninde bu baş döndürücü değişim karşısında teknolojinin hızıyla, hukuk sistemimizin hızının ayak uydurabilmesi açısından gelecek içtihatları büyük merakla takip edeceğiz. Ülkemiz enerji açısından, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına doğru küresel bir geçişin ön saflarında yer alırken, güneş enerjisinin rolü hiç bu kadar önemli olmamıştı. Güneş enerjisi, enerji sistemlerimizde devrim yaratma, karbon emisyonlarını azaltma ve gelecek nesiller için daha yeşil ve daha esnek bir gelecek yaratan yan etkisiz bir güçtür. Dolayısıyla çevre açısından bu kadar önemli bir enerji kaynağının sağlıklı bir şekilde ülkemizde kurulması için hukuk camiasına da büyük görev düşmektedir. Taraflar sürekli değişen mevzuatlar arasında vakit kaybetmeksizin edimlerini en iyi şekilde yerine getirmeyi hedeflemelidir. Yasa koyucu ise; mevzuatlarında birbirlerini mülga eden çelişkili hükümler yerine teknik bilgiler doğrultusunda değişmeyen ve istikrar sağlayacak bir nizamı kurmalıdır.
Bu doğrultuda; tarafların yapacakları sözleşmelerin son derece önemli olduğu bu projelerde; maddi hakikatten ziyade, şekli hakikatin son derece önemli olduğu unutulmamalıdır.
Özetle: Güneş enerjisi santralleri, sadece basit bir inşaat projesi değil, yepyeni bir finansal projeksiyondur. İş sahibinin çevreye olan duyarlılığı karşısında yaptığı yatırım neticesinde, yüklenicinin sorumluluğu, son vidayı sıkmasıyla bitmemekte; aksine sistemin vaat edilen teknik standartlarda enerji üretmesiyle devam etmektedir. İş sahiplerinin, kabul tutanaklarını imzalamadan önce mutlaka bağımsız teknik denetim (Third Party Audit) yaptırmaları ve sözleşmelerine spesifik performans kriterleri (PR, Availability vb.) eklemeleri, ileride doğacak uyuşmazlıklarda hukuki koruma sağlayacak en önemli kalkanlardır. Son cümlenin makalenin ruhuna uygun şekilde maddi hakikatten çok şekli hakikatin bu uyuşmazlıklarda önemli olduğunu tekrar tekrar belirtmek gerekir.
